LONDRA ENERJİ KULÜBÜ BAŞKANI MEHMET ÖĞÜTÇÜ İLE SÖYLEŞİ
(ENERJİDE YENİ OYUN,TÜRKİYE İÇİN YENİ ROL)
GÖZCÜ - Dünya yeni bir enerji çağının eşiğinde... Eski sistemler çözülürken yenisi hâlâ doğum sancıları çekiyor. Krizlerle şekillenen bu geçiş döneminde, Türkiye hem bir tedarikçi hem de bir koridor Ülke olarak yeniden pozisyon alıyor. Enerji diplomasisinin, stratejik yatırımların ve çok kutuplu dünya düzeninin tam ortasında yer alan Mehmet Öğütçü ile dünyada enerji eğilimlerini, nükleer tehditleri, Türkiye’nin bölgesel gücünü ve liderlik anlayışındaki değişimi konuştuk.
.jpg)
1)Mehmet Öğütçü kimdir?
-Küresel enerji diplomasisi, jeopolitik riskler, stratejik yatırımlar ve yeni liderlik biçimleri alanlarında çalıştım. Dışişleri Bakanlığı, OECD ve Uluslararası Enerji Ajansı’ndaki görevlerimin ardından British Gas, Asya Kalkınma Bankası gibi kurumlarda lider roller üstlendim. Halen Londra merkezli Global ResourcesPartnership ve TheLondonEnergy Club başkanıyım. Aynı zamanda çok sayıda enerji şirketinde yönetim kurulu üyeliği yapmakta olup; Forbes Türkiye, Capital, CEOLife, 10Haber, YetkinReport ve uluslararası platformlarda köşe yazıları kaleme almaktayım. CNN, France-24, Habertürk, BBC, Al Jazeera, ITV gibi kanallarda düzenli konuşmalar ve değerlendirmeler yapmaktayım.
“TÜRKİYENİN ÖNÜNDE İKİ YOL VAR: YA SADECE ENERJİ TÜKETİCİSİ VE GEÇİŞ ÜLKESİ OLARAK KALACAK YA DA AKTİF BİR ENERJİ MİMARI OLACAK.”
2)Dünya enerjisi önümüzdeki on yılda nasıl şekillenecek? Türkiye’nin bu yeni sistemdeki konumunu nasıl görüyorsunuz?
-Önümüzdeki on yıl, dünya enerji sisteminde belki de son yüzyılın en büyük yapısal dönüşümüne tanıklık edeceğiz. Artık mesele sadece petrol ve gaz değil; iklim krizi, yapay zekâ, kritik mineraller, enerji güvenliği ve jeopolitik kırılmaların iç içe geçtiği bir denklemle karşı karşıyayız. Fosil yakıtlar hâlâ sistemin ana omurgasını oluşturuyor ama yerini yavaşça yeşil enerji ve dijitalleşmiş altyapılara bırakıyor. Elektrifikasyon, hidrojen, küçük modüler reaktörler ve batarya depolama sistemleri gibi alanlar yeni enerji çağının temel bileşenleri olacak.
Bu dönüşümde Türkiye’nin önünde iki yol var: Ya sadece enerji tüketicisi ve geçiş ülkesi olarak kalacak ya da aktif bir bölgesel enerji mimarı olarak yükselerek fiyatların, rotaların ve güvenliğin konuşulduğu masaya oturacak. Karadeniz gazı, LNG altyapısı, TANAP ve Türk Akım gibi hatlar önemli ama tek başına yeterli değil. Türkiye’nin bu sistemde kalıcı bir rol üstlenebilmesi için enerji teknolojilerinde yerli kapasitesini geliştirmesi, düzenleyici şeffaflığını artırması ve yeni nesil enerji diplomasisini inşa etmesi gerekiyor.
3)Dünya’daki enerji krizi nasıl aşılacak? Türkiye bu konuda ne yapmalı?
-Enerji krizi artık sadece kıtlık değil, çok katmanlı bir türbülans haline geldi. Yatırımlar yetersiz, finansman maliyetleri yüksek, altyapılar yaşlı, fosil yatırımlar politik baskı altında ama yeşil dönüşüm henüz pahalı ve yaygın değil. Bu ikilem, özellikle gelişmekte olan ülkeler için büyük bir açmaz yaratıyor.
Türkiye bu ikilemin tam ortasında... 2024 sonunda enerji ithalatı 82 milyar doları buldu ve bu rakam cari açığın ana sebebi. Bir yandan Karadeniz gazı ve LNG ile arz güvenliğini çeşitlendirmeye, diğer yandan da yenilenebilir enerji, nükleer ve verimlilik odaklı dönüşüm projeleriyle dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Ama hâlâ yeşil finansmana erişim zayıf, teknolojik yerlilik sınırlı, piyasa regülasyonları dağınık.
Çözüm, üç boyutlu bir strateji gerektiriyor.Birincisi, enerji verimliliğini üretim ve konut politikalarının merkezine koymak zorundayız. Türkiye, enerji yoğunluğu yüksek bir ülke; bu israfı azaltmadan ilerleyemeyiz.
İkincisi, yerli üretime dayalı yenilenebilir altyapı yatırımları öncelikli olmalı. Sadece kurulu güç değil, türbinini, panelini, bataryasını da üretmeliyiz.
Üçüncüsü ise, enerji dış politikamızı genişletmeliyiz. Boru hattı diplomasisinden kritik minerallere, elektrik ticaretinden yeşil hidrojen projelerine kadar uzanan yeni nesil enerji diplomasisi oluşturmalıyız.
“KARADENİZDE BULUNAN REZERV SAYESİNDE TÜRKİYE ARTIK MASAYA SADECE TÜKETİCİ OLARAK DEĞİL, ÜRETİCİ VE FİYAT MÜZAKERECİSİ OLARAK OTURABİLİYOR.”
4)Doğalgazda dışa bağımlıyız. Karadeniz’deki keşif Türkiye’yi ne kadar güçlendirir?
-Türkiye, yıllık yaklaşık 53 milyar metreküp doğalgaz tüketiyor ve bunun %90’ını ithal ediyor. Bu ciddi bir stratejik bağımlılık... Fakat Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’nda bulunan rezerv, oyunun kurallarını kısmen değiştirdi. Ağustos 2025 itibarıyla günde 7 milyon m³ gaz sisteme veriliyor. Hedef, bu rakamı 2026 itibarıyla 10 milyon m³’e çıkarmak.
Bu gazın ekonomik değeri kadar, hatta belki daha da önemlisi, stratejik anlamı büyük… Çünkü Türkiye artık masaya sadece tüketici olarak değil, üretici ve fiyat müzakerecisi olarak oturabiliyor. Rusya, İran ve Azerbaycan ile yapılan alım sözleşmelerinde elini güçlendiriyor. Üstelik bu gazın çıkarma maliyeti, LNG ithalatından daha düşük. Yani hem sübvansiyon baskısını azaltıyor hem de iç piyasada fiyatlama esnekliği yaratıyor.
Tabii ki bu keşif Türkiye’yi enerjide bağımsız yapmaz. Ama bağımlılığı daha akıllı ve yönetilebilir hale getirir. Asıl farkı yaratacak şey, bu tür keşiflerin devamı, yatırım ortamının istikrarı ve kamu-özel iş birliklerinin stratejik kurgusudur.
5)Dünya bir nükleer savaşa sürüklenebilir mi? ABD ve Rusya bu riski göze alır mı?
-2025 yazı itibarıyla dünya, Soğuk Savaş sonrası dönemin en tehlikeli nükleer denge krizlerinden birini yaşıyor. Ukrayna’daki savaş uzadıkça, nükleer tehditler sadece retorik değil, operatif planlamalara da yansıyor. Rusya’nın Belarus ve Kaliningrad’daki konuşlanmaları, ABD’nin Almanya ve Polonya’da B61-12 nükleer bombalarını güncellemesi, Çin’in sessizce cephaneliğini üçe katlaması… Bunlar sadece teknik adımlar değil, aynı zamanda sinyal stratejisinin parçası.
Tam ölçekli bir nükleer savaş hâlâ olası değil çünkü “karşılıklı yok oluş” ilkesi hâlâ geçerli. Ama taktik nükleer silahlar, savaş doktrinlerinin bir parçası haline geliyor. Ayrıca yapay zekâ destekli füze sistemleri ve siber saldırı riski, yanlış alarm ya da zincirleme reaksiyon ihtimalini artırıyor.
Sonuç olarak, liderler tam anlamıyla nükleer düğmeye basmak istemese de, nükleer kartı masada tutmak istiyor. Bu da uluslararası sistemi daha istikrarsız ve öngörülemez hale getiriyor. Türkiye gibi orta güçlerin burada diplomatik arabuluculuk, bölgesel caydırıcılık ve nükleer silahsızlanma çağrıları açısından daha aktif rol oynaması gerekir.
“2025 İTİBARİYLE TÜRKİYENİN GAZ DEPOLAMA KAPASİTESİ 2 MİLYAR METRE KÜPÜ AŞTI. FİZİKSEL KAPASİTE VAR AMA FİNANSAL VE HUKUKİ ÇERÇEVE ZAYIF…”
6)Türkiye enerji ticaret merkezi olabilir mi? Gerçekten bu mümkün mü?
-Coğrafi konumumuz elverişli, altyapımız güçlü, jeopolitik kartlarımız çok… Ama enerji ticaret merkezi olmak, bunların ötesinde kurumsal güven, fiyatlama özgürlüğü ve piyasa derinliği ister. Bu ise henüz yeterince oturmuş değil.
Bugün Türkiye’de gaz ticareti hâlâ büyük ölçüde BOTAŞ üzerinden yürüyor. EPH gibi özel oyuncular piyasaya girse de, serbest ticaret ve rekabet sınırlı. EPİAŞ üzerinden işleyen enerji borsası teknik olarak değerli ama işlem hacmi sınırlı, kurumsal yatırımcı az, veri şeffaflığı yetersiz.
2025 itibarıyla Türkiye’nin gaz depolama kapasitesi 7 milyar m³’ü aştı, 3 büyük LNG terminali ve 2 FSRU aktif. Yani fiziksel kapasite var, ama finansal ve hukuki çerçeve hâlâ zayıf. Gerçek bir enerji hub’ı olabilmek için sadece boru hattı değil, fiyatlama merkezi, tahkim güvencesi ve dijital altyapı da gereklidir. Bu yönde adımlar atılırsa, sadece enerjide değil, bölgesel finans ve lojistikte de “merkez ülke” olabiliriz.
“SİSTEMİ DÜZELTMEK İÇİN ÖNCE ENFLASYONLA KARARLI BİR ŞEKİLDE MÜCADELE EDİLİR. BU SADECE FAİZLE DEĞİL: YAPISAL REFORMLARLA, ÜRETİM TEŞVİKİYLE VE VERGİ DÜZENLEMELERİYLE OLUR.”
7)Türkiye alım gücünün yüksek olduğu, konut ve araç fiyatlarının erişilebilir olduğu bir yapıya nasıl ulaşabilir?
-Bugünkü tablo net: büyüyoruz ama bu büyüme hissedilmiyor. Çünkü hane halkı reel geliri enflasyona yeniliyor. Kiralar uçmuş, araç almak lüks haline gelmiş durumda. Bu tablo sadece ekonomik değil, yönetimsel bir mesele.
Sistemi düzeltmek için önce enflasyonla güvenilir, şeffaf ve kararlı bir şekilde mücadele edilmesi gerekiyor. Bu da sadece faizle değil; yapısal reformlarla, üretim teşvikiyle ve vergi düzenlemeleriyle olur. İkinci olarak, konut artık bir yatırım nesnesi olmaktan çıkarılmalı, sosyal konut modelleriyle barınma hakkı öncelik taşımalıdır. Bu konuda dünya örnekleri (Viyana modeli gibi) dikkate alınmalı.
Üçüncüsü, gelir artışı sadece asgari ücret zammıyla değil, verimlilik artışı ve sosyal dengeyle desteklenmelidir. Eğitim, teknoloji, dijitalleşme, kadının iş gücüne katılımı gibi unsurlar olmadan alım gücü kalıcı olarak artmaz.
.jpg)
8)2026 dış politikasında Türkiye’yi ve dünyayı neler bekliyor?
-2026, küresel düzende yeni blokların oluştuğu, eski ittifakların sorgulandığı bir yıl olacak. ABD seçimleri, Çin’in küresel yayılım stratejisi, Rusya’nın jeopolitik gerilemesi ve Avrupa’nın parçalı yapısı Türkiye için hem risk hem fırsat doğuruyor.
Türkiye, AB ile yeniden Gümrük Birliği güncellemesi masasına dönebilir. ABD ile ilişkilerde F-16 süreci normalleşse de, Suriye ve savunma dosyaları hâlâ çetin. İsrail’le enerji diplomasisi ilerleyebilir, ancak İran faktörü dengeyi karmaşıklaştırıyor. Afrika’da TİKA, Maarif ve TOBB üzerinden yumuşak güç artırılıyor. Türk Devletleri Teşkilatı ekseninde Türk Dünyası entegrasyonu ise yeni bir oyun alanı haline geliyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin “denge siyaseti”ni daha derinleştirmesi, ittifaklardan bağımsız ama angaje bir pozisyon üretmesi gerekiyor. Batı ile Doğu arasında değil, geçmiş ile gelecek arasında konumlanan bir akıl gerekiyor.
9)Dünya liderleri arasında en ilginç bulduğunuz kişi kim? Bize az bilinen bir yönünü anlatır mısınız?
-Donald Trump. Çünkü o klasik bir devlet başkanı değil, bir televizyon karakterinin ete kemiğe bürünmüş hali gibi. Ama az bilinen yönü şu: Trump, sanıldığı gibi kaotik değil; kontrollü kaosu strateji olarak kullanan biridir.
Arkasında çok iyi örgütlenmiş bir akıl var: think-tank’ler, lobi grupları, Evangelist ağlar ve medya mühendisleri. Onun çıkışları spontane değil, genellikle hedefe yöneltilmiş stratejik mesajlar. Türkiye onun döneminde daha doğrudan bir ilişki kurdu, ancak bu ilişki kurumlara değil, kişilere bağlıydı. Bu da yüksek fırsat ve yüksek risk taşıyor.
NATO, AB ve küresel enerji piyasaları yeniden şekilleniyor. Türkiye’nin Trump gibi figürlerle çalışırken kişilere değil, ilkelere dayalı bir diplomatik zemin kurması şart.
-Söyleşi için teşekkür ederim.
-Ben teşekkür eder, okuyucularımıza selam ederim.
HABER - GALİP ÖNLÜ






Benzer Haberler
LONDRA ENERJİ KULÜBÜ BAŞKANI MEHMET ÖĞÜTÇÜ İLE SÖYLEŞİ
İzmir Başkanını Alkışlıyor: İzmirliler Cemil Tugay’ın yanında
ÖZBEKİSTAN SEMERKAND TAŞKENT BUHARA,HİVE VE KAZAKISTAN ALMATA ''ATA ŞEHİRLERİM DE YENİDEN DOĞMAK''
CHP Kurultayı mı, Game of Thrones Sezon Finali mi?
Yurduna Dönen Azerbaycan!
BEYDİLİ YİĞİTLİĞİN VE ASALETİN MÜHRÜ
Barışın Kapılarını Aralamak: Değişen Müzakere Tavırları Üzerine
BAKIŞ