Suriye’de Dini Figürlerin Yükselişi ve Devleti Dönüştürme Stratejisi
Yazar: Ahmet Ağca — Beydili Türkmen Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Suriye’de son on yılın toplumsal ve siyasal mühendislik hamleleri incelendiğinde, karşımıza sadece bir iç savaş değil; devleti, toplumu ve kimlik algılarını yeniden inşa etmeye yönelik çok katmanlı bir proje çıkmaktadır. Bu proje, çoğu zaman askeri operasyonlarla değil; kültürel kırılmalar, kimlik manipülasyonları ve dini figürlerin sistematik şekilde öne çıkarılmasıyla yürütülmüştür.
Suriye’de yüzyıllarca bir arada yaşamış topluluklar, mezhepsel ve etnik farklılıkların gölgesinde değil, ortak hukuk, vatan ve kader birlikteliği ekseninde varlık göstermişti. Ancak özellikle 8 Aralık sonrası süreçte, ulus bilincini parçalamaya dönük adımların hızlandığı açık biçimde görülmektedir.
Dini Figürlerin Yükselişi: Tesadüf mü Strateji mi?
Son yıllarda bazı dini otoritelerin olağan dışı biçimde öne çıkarılması sadece manevî rehberlik bağlamında değerlendirilmemeli. Tam aksine,
Toplumsal aidiyeti mezhep temelli örgütlemek,
Ulus bilincini bölmek,
Ortak devlet fikrini aşındırmak,
Kitleleri farklı merkezlere bağımlı hâle getirmek
amacına hizmet eden yeni sosyopolitik modelin en sert araçlarından biri hâline gelmiştir.
Tam da bu noktada sahadaki tablo oldukça dikkat çekicidir:
Farklı bölgelerde farklı dini figürler parlatılarak toplum üç ayrı merkezde konumlandırılmaktadır. Güneyde Dürzî topluluklar içinde Hikmet el‑Hicri, ayrılıkçı söylemleri ve dış müdahale çağrılarını meşrulaştıran bir otorite konumuna yükseltilmiştir. Akdeniz sahil hattında Alevi kimliği üzerinden Şeyh Gazel Gazel, uluslararası koruma talebi ve özerklik fikrinin dinî gerekçelerle topluma kabul ettirilmesinde etkin kılınmıştır. Kuzeydoğu’da ise Kürt/Nakşibendî geleneğinden Şeyh Mürşid Maşuk Haznevi, SDG’ye dinî meşruiyet sağlayarak federatif yapı söylemini güçlendiren bir rol üstlenmiştir. Üç farklı topluluk, üç farklı kimlik ve üç farklı söylem; fakat tek bir hedef: Suriye’nin üniter yapısının gevşetilmesi ve merkezi devlet modelinin dağıtılması.
Tarih bize göstermiştir ki;
dinin toplumu birleştirmek için kullanılması rahmettir,
devleti bölmek için kullanılması ise felakettir.
Suriye’de “Yeni Kimlik Dizaynı” Arayışı
Bugün bölgede yürütülen faaliyetlere bakıldığında şu tablo ortaya çıkmaktadır:
Dini söylemler üzerinden etnik kimliklerin yeniden tanımlanması,
“Toplum lideri → dini lider → mezhepsel lider → siyasi otorite” zincirinin kurulması,
Ulusun tarihi hafızasının yerine yeni semboller ve yeni sadakat noktaları inşa edilmesi,
Devlet otoritesinin yerine öznel dini otoritelerin geçirilme çabası.
Bu, kendiliğinden gelişmiş bir süreç değildir;
tasarlanmış, finanse edilmiş ve ısrarla uygulanmakta olan bir senaryodur.
Bu Projenin Sonu Nereye Varır?
Tarihte benzer örnekleri çoktur:
Irak’ta,
Yemen’de,
Libya’da,
Lübnan’da…
Hepsinde devlet zayıflatılmış, toplum mezhepsel liderlere yönlendirilmiş, birlik duygusu yok edilmiştir.
Sonuç? Bitmeyen savaşlar, göçler, fakirlik, yıkılmış şehirler…
Suriye'nin aynı yola sürüklenmesi, kaza değil, planlanmış bir rotadır.
Bu Oyunu Bozan Güç: Ulusal Bilinç ve Devlet Aklı
Topluma şunu hatırlatmak zorundayız:
Devlet; bir gruba, bir mezhebe, bir cemaate ya da bir kişiye değil; milletin tamamına aittir.
Eğer bir toplumda insanları din, mezhep veya aşiret liderleri yönetmeye başlarsa, orada devlet zayıflar;
devlet zayıflarsa, vatan kaybedilir.
Bugün ihtiyacımız olan:
Ortak kader duygusu
Ulusal hafıza
Hukuk ve liyakat
Devletin birleştirici kimliği
Ayrışmayı değil bütünleşmeyi büyüten söylemler
Dini figürlerin toplumdaki yeri değerlidir; ancak dini otoritenin devletin yerine ikame edilmesi, hiçbir milletin kaldırabileceği bir yük değildir.
Türkmenlerin Duruşu: Ayrıştırmaya Değil Birliğe Hizmet
Suriye Türkmen toplumu, yüzlerce yıldır bu coğrafyada birlik, komşuluk ve vatan sadakati ile tanınmıştır.
Savaşın en ağır bedelini ödeyen topluluklardan biri olmasına rağmen, Türkmenlerin tavrı nettir:
Mezhepsel ayrışmaya değil birlik fikrine aittir.
Dini, siyasetin istismar aracı olarak değil, ahlak ve merhametin kaynağı olarak görür.
Devlet kavramını vazgeçilmez, milletin temel sigortası olarak kabul eder.
Bizim duruşumuz açık ve nettir:
Biz, bölünmek için değil;
Suriye’nin yeniden güçlü bir devlet olarak ayağa kalkması için varız.
Son Söz
Bugün Suriye’nin kaderini belirleyecek olan şey; silahların gücü değil, milletin aklı ve iradesidir.
Devlet olma bilincimizi kaybedersek;
mezhepler, aşiretler, gruplar kazanmaz — hepimiz kaybederiz.
Ancak devlet aklını, ortak kimliği ve toplumsal barışı korursak;
savaşın değil geleceğin çocukları oluruz.
Yazar. Ahmet Ağca
Beydili Türkmen Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı






Benzer Haberler
Medya Önündeki Herkes Bu Hassasiyeti Taşımalı
İzmir’de Ardahan Rüzgarı Esecek: Ege Bölgesi Ardahanlılar Federasyonu’ndan Dev Piknik Şöleni!
Bahçeli’den CHP’ye Uyarı:
Buca’daki Rüşvet Operasyonunda Çarpıcı Gelişme: Eski İlçe Başkanı Erzincan’da Yakalandı!
"Tarihin Sessiz Tanıkları Sergisi Açıldı"
Enerji Dünyasında Dev İmza: Türkiye ve Azerbaycan’dan 15 Yıllık Stratejik Doğal Gaz Hamlesi!
Rakamların Ötesinde Bir Devrim: Finans Dünyasında Sosyal Dönüşüm ve "Muhasebenin Ritmi"
Büyükşehir'den ikinci Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi