İlke mi Marka mı?
Özlem Çerçioğlu’nun CHP’den istifası, siyasetin gündemine adeta bomba gibi düştü.
Futbol dünyasından bir benzetme yapacak olursak; bu, Galatasaraylı Tanju’nun Fenerbahçe’ye, Beşiktaşlı Feyyaz’ın yine Fenerbahçe’ye transfer olması kadar şaşkınlık yarattı.
Türkiye’de, hele de böyle marka olmuş isimlerin rakip saflara geçmesi, genellikle kabul edilen değil, hazmedilen hiç değil.
Siyasette de, futbolda olduğu gibi, taraftar aidiyeti güçlüdür.
Bir isme yıllarca oy veren, onu kendi değerleriyle özdeşleştiren seçmen için bu tür bir ayrılık yalnızca “siyasi rota değişikliği” değil, aynı zamanda “duygusal bir ihanet” gibi algılanır. Çünkü Özlem Çerçioğlu sadece bir belediye başkanı değildi; CHP’de 2 dönem milletvekilliği yapmış, ardından belediye başkanlığında 4. dönemine seçilmiş bir figürdü. Bu, bir bakıma partinin vitrinine yerleşmek, hatta partinin markalarından biri hâline gelmek demekti.
Peki, buradaki sorumluluk kimde?
Yıllarca aynı isme görev verip onu yerelde neredeyse “partinin ortağı” hâline getiren siyasi akıl mı? Yoksa bu imkânları aldıktan sonra kendi yolunu çizmeye karar veren kişi mi?
Belki de cevap, ikisinde birden…
Türk siyasetinde uzun dönemli koltuk sahipliği, hem bir güç hem de bir risk taşır.
Güçlü liderlik ve tecrübe, bir yandan yerel hizmetlerin sürekliliğini sağlar; diğer yandan ise “kişisel iktidar” alanı oluşturur. Bu alan, zamanla partinin değil kişinin markalaşmasına yol açar. Ve marka, bir noktadan sonra sahibi tarafından başka bir yöne çekilebilir.
Siyasette transferler kaçınılmazdır. Ancak mesele, bu transferin neden bu kadar sarsıcı olduğu…
Çünkü bizde hâlâ “parti sadakati” ile “kişisel sadakat” arasındaki çizgi bulanıktır. Bu çizgi netleşmedikçe, her sürpriz transfer bir “ihanet” gibi hissedilecek, her istifa toplumsal midemizi biraz daha kaldıracaktır.
Belki de asıl sorun, siyaseti bir “taraftar oyunu” gibi görmemizdir.
Oysa olması gereken, kişilere değil, ilkelere sadakat göstermektir. İlke değiştiğinde yol ayrımı normalleşir; ama bizde hâlâ ilke değil, isim konuşuluyor.
EMRE ÇOBAN





0 Yorum