MUHAFAZAKAR SİYASETİN YENİ BİR FORMATA İHTİYACI VAR MI?
MUHAFAZAKAR SİYASETİN YENİ BİR FORMATA İHTİYACI VAR MI?
Türk siyasetinde artık ideolojilerden çok transferler konuşuluyor. Dün birbirini ağır sözlerle eleştiren isimlerin bugün aynı safta siyaset yapması seçmende doğal olarak güven sorununa yol açıyor. Asıl soru şu: Siyaset mi değişti, yoksa ilkeler mi?
Türk siyasetine bir döneme damga vurmuş Süleyman Demirel’in deyimi ile Türkiye’de siyaset için 24 saat uzun bir süredir. Kabul ediyorum siyaset zemini çok kaygan bir zemin. Ayağı kayıp düşünleri, kalkanları takip etmek bizim için oldukça zor. Son yıllarda siyasi partilerimiz arasındaki farklılıklar iyice yok oldu. Birbirlerine benzediler. Hal böyle olunca partilerdeki geçişler toplum tarafından tam karşılık bulmuyor.
Örneğin rakip bir partinin seçimle iş başına gelmiş yöneticilerinin sizin tarafınıza geçmesi veya sizin tabanınızın oylarıyla seçilmiş bir yöneticinin rakip partiye transfer olmasını nasıl okumalıyız? Bu insanlara güvenmiş oy vermiş seçmene ihanet değil midir? Diğer bir ifade ile seçim zamanı rakiplerinizi meydanlarda kıyasıya eleştirirken, sonrasında eleştirdiğiniz insanlarla siyasette yan yana yol yürümek seçmeni aldatmak değil midir? Sağlam fikir ve zemine dayanan ilkeli siyaset nerede kaldı? Kırmızı çizgilerimize ne oldu?
Bir de geçmişe bakalım. Partiler temsil ettikleri kimlikle hayat bulurdu. Demokrasilerde elbette tüm siyasi partiler ülkeyi yönetmek için kurulurlar. Tüzükleri kanunlar çerçevesinde farklı farklıdır. Hitap ettikleri seçmen tabanlarının taleplerine uygun siyaset yaparlar. Ülke yönetimi konusunda ekonomik bakışlarından tutun, sosyal hayata kadar, farklı hedefleri vardır.
Demokrasi tarihimiz bu konuda pek parlak değil. İttihat Terakkiyle başlayan yolculuk bir türlü rayına oturmadı.
Sonraki yıllarda çok partili sisteme geçilmesine karşın, her on yılda bir askerin demokrasi kılıcı partilerin ve liderlerinin tepesinde sallanmıştır. Askerlerin yıldızı muhafazakar kesimle hiç barışmadı. CHP ve oluşturduğu elit zihniyet muhafazakarlarla hep kavgalı olmuştur. Toplumun hiçbir zaman vermediği iktidar nimetlerinden, CHP hangi parti başa gelirse gelsin faydalanmıştır. Diğer başa gelen partiler ülkeyi CHP ‘nin kuruluş ilkelerine göre yönetmek durumunda kalmıştır.
Bu durumdan kurtulmakta öyle kolay olmamıştır. Siyasi tarihimizde esas kırılma anı, 3 Kasım 2002 yılında oldu. Yeni kurulan AK PARTİ toplumun demokrasi ihtiyacını görmüş, Milli görüş fikriyatını yeniden formatlayarak toplum karşısına çıkmıştır. Bugün gelinen noktada 188 siyasi partinin varlığı ve siyasi hayatımızın çeşitliliği 24 yıllık mücadelenin eseridir. Son çeyrek asırda Ekonomik, Teknolojik, Alt yapı, Üst yapı, sosyal hayat standardı, insan hakları ve demokrasi adına büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.
Fakat tek kanatlı kuş misali Muhafazakar Demokrat kimliğin bir kanadı kırılmıştır. Toplumda muhafazakar ailelerin talepleri, bu ailelere mensup gençlerin istekleri değişti. Geçmişte muhafazakar tabana yapılan baskı ve zulümler yeni yetişen gençlerin gündemini oluşturmuyor. Özellikle muhafazakar kitlelere yeni şeyler söylemek, ihtiyaçlarını tamir edici icraatlar yapmak gerekiyor.
Gelinen noktada her alanda bir mental yorgunluk, siyasi tıkanmışlık önümüzde durmaktadır. Topluma çeyrek asır umut olmuş, hizmetkarlık yapmış AK PARTİ düşüncesinin yeniden toplumun yeni ihtiyaç ve taleplerine uygun formatlanması gerekmektedir. AK PARTİ siyasi hayatına başlarken kendisini Muhafazakar ve demokrat bir çizgide tanımlıyordu. Belki demokrat kanadı zarar görmemiş olabilir. Fakat Muhafazakar kanadının kırıldığı, artık muhafazakar insanların partiden uzaklaştığı bir süreci yaşıyoruz. Çünkü siyasetin en büyük gücü geçmiş başarıları anlatmak değil, geleceğin ihtiyaçlarını doğru okuyabilmektir. Muhafazakâr siyasetin önündeki asıl sınav da bugün tam burada başlamaktadır. Sizce de yeniden sağlam bir formata ihtiyaç yok mu?







0 Yorum