TÜRKİYENİN KÜLTÜR ELÇİSİ ŞERİF YENEN İLE TURİZMİN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARININA DAİR SÖYLEŞİ…

Bazı insanlar vardır, yaşadıkları şehre ve coğrafyaya sadece bakmazlar; orayı satır satır okur, katman katman hisseder ve tüm dünyaya bir hikâye gibi anlatırlar. Bu hafta köşemde, Türkiye’nin kültür turizmi denince akla gelen ilk ve en saygın isimlerinden birini, duayen rehber, seyahat yazarı ve film yapımcısı Şerif Yenen’i ağırlıyorum.

​İstanbul Rehberler Odası (İRO) ve Türkiye Turist Rehberleri Birliği (TUREB) başkanlıkları döneminde sektöre yön veren, Oprah Winfrey gibi dünya çapındaki vizyoner isimlere rehberlik ederek Anadolu’nun ruhunu tanıtan Şerif Yenen ile ezber bozan bir söyleşiye imza attık.

Görsel

​İstanbul’un gizemli dehlizlerinde süren ve 2026 yılında ilk bilimsel sonuçları yayımlanan heyecan verici yer altı keşiflerinden Göbekli Tepe’nin felsefesine; Türkiye’yi bir kültür merkezi olarak pazarlarken düştüğümüz hatalardan teknolojinin ve yapay zekânın rehberlik ruhuna etkisine kadar her şeyi konuştuk.

Kendisi aynı zamanda İstanbul ile alakalı bilinen yanlışları ve şehir efsanesi olayları da aktardı ve gezmek isteyen gençlerimize adeta gezi rehberi oluşturarak fikirlerini beyan etti.

 Sloganların ötesine geçen, derinlikli ve ufkumuzu açan bu sohbeti keyifle okumanız dileğiyle…

1. İstanbul’un yer altı haritasında sizi en çok heyecanlandıran dehliz neresidir?

-Beni heyecanlandıran tek bir dehlizden çok, Sultanahmet’in altında parça parça izlenebilen büyük altyapı dünyasıdır. Ayasofya, Hipodrom ve Büyük Saray çevresinde sarnıçlar, su kanalları, mahzenler, tahliye sistemleri ve servis mekânları bulunuyor. Bunları birbirine bağlanan romantik kaçış tünelleri gibi düşünmemek gerekir. Karşımızda, şehrin su ihtiyacını karşılayan ve devasa yapıların yaşamasını sağlayan son derece gelişmiş bir mühendislik sistemi var.

Özellikle Ayasofya’nın günümüze ulaşmayan atriumunun altında ortaya çıkarılan yapılar beni çok heyecanlandırıyor. 2025 yılında başlayan temizlik çalışmaları sırasında daha önce bilinmeyen yer altı mekânları tespit edildi ve ilk bilimsel sonuçlar 2026 yılında yayımlandı. Bu keşifler, İstanbul’un altında hâlâ okunmayı bekleyen büyük bir arşiv bulunduğunu gösteriyor.

Yerin üstündeki anıtlar bize imparatorların gücünü anlatır. Yerin altındaki sistemler ise o imparatorluk şehrinin nasıl ayakta kaldığını gösterir. Benim için asıl büyüleyici olan budur.

“TURİZM, ÜLKEYİ SATMA İŞİ DEĞİLDİR; BİR ÜLKENİN ANLAMINI DÜNYA İLE PAYLAŞMA SANATIDIR. BİZ HİKÂYE ANLATMA İŞİNİ BECEREMİYORUZ.”

2. Türkiye’yi entelektüel ve kültürel bir çekim merkezi olarak pazarlamayı neden beceremiyoruz?

-Biz Türkiye’yi çoğu zaman kataloglaştırıyoruz, fakat hikâyesini yeterince anlatamıyoruz. Güzel manzaralar, görkemli anıtlar ve yemek fotoğrafları gösteriyoruz. Ziyaretçinin zihninde bütünlüklü bir düşünce oluşturamıyoruz.

Smithsonian’daki sunumlarımda şunu çok açık gördüm. İnsanlar bir yapının kaç yılında inşa edildiğini öğrenmekten çok, neden burada ortaya çıktığını, insanlık tarihinde neyi değiştirdiğini ve günümüzle nasıl bir bağ kurduğunu merak ediyor. Göbekli Tepe’yi dünyanın en eski anıtsal yapılarından biri diye tanıtmak yetmez. Orada insan zihninde, toplumsal örgütlenmede ve sembolik düşüncede yaşanan dönüşümü anlatmak gerekir.

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla slogan değil, güçlü bir kültürel anlatıdır. Arkeoloji, tarih, gastronomi, müzik, edebiyat ve yaşayan gelenekler ortak bir dil içinde sunulmalıdır. Bu anlatının araştırmaya dayanması, iyi tercüme edilmesi ve yıllar boyunca tutarlı biçimde sürdürülmesi gerekir. UNESCO’nun kültürel miras yorumlama yaklaşımı da ziyaretçiye bağlam sunmayı, özgünlüğü korumayı ve bilimsel araştırmayı merkeze koyuyor.

Turizm, ülkeyi satma işi değildir. Bir ülkenin anlamını dünyayla paylaşma sanatıdır.

Görsel

3. Vizyoner insanların Türkiye’ye dair en büyük yanılgıları ne oluyor ve ön yargıları nasıl kırıyorsunuz?

-En yaygın yanılgı, Türkiye’yi tek bir kimliğe indirgemektir. Bazıları Türkiye’yi bütünüyle bir Orta Doğu ülkesi olarak görüyor. Bazıları da Doğu ile Batı arasında kalmış, kimliğini belirleyememiş bir ülke zannediyor. Oysa Anadolu’nun gücü, farklı kültürleri karşılaştırmasından ve bunlardan kendine özgü yeni sentezler üretmesinden gelir.

Oprah Winfrey yaklaşık 400 çalışanı ve onların aileleriyle Türkiye’ye geldiğinde, İstanbul ve Efes’te çok geniş bir rehber ekibini organize etmiştim. Oprah’ya şahsen rehberlik ederken de şunu gördüm. Vizyon sahibi insanlar hazır cevaplardan çok gerçek insan hikâyelerine ilgi duyuyor. Bir imparatorun yaptırdığı anıt kadar, o anıtı yapan ustanın, taş taşıyan işçinin veya o mahallede yaşayan ailenin hikâyesini de merak ediyorlar.

Ön yargıları Türkiye’yi savunarak kırmaya çalışmıyorum. İnsanların şehri görmesini, mahallelere girmesini, yerel insanlarla konuşmasını ve tarihî sürekliliği hissetmesini sağlıyorum. İyi bir rehber propagandacı değildir. Kültürler arasında güvenilir bir tercümandır.

4. Göbekli Tepe’den Likyalılara uzanan kadim yaşam felsefesine bugün ne kadar yakınız?

-Kadim Anadolu’nun tek ve değişmez bir yaşam felsefesi olduğunu söylemek doğru olmaz. Göbekli Tepe insanlarıyla Likyalılar arasında binlerce yıl, farklı inançlar ve farklı toplumsal düzenler var. Buna rağmen Anadolu’nun uzun kültürel tarihinde tekrar tekrar karşımıza çıkan bazı ortak değerlerden söz edebiliriz.

İnsanların ortak bir amaç çevresinde toplanması, yaşadıkları coğrafyayla güçlü bir ilişki kurması, ölümü hayatın doğal bir parçası olarak görmesi, misafirperverlik ve toplumsal dayanışma bu değerlerin başında geliyor. Bugün bunların izlerini hâlâ taşıyoruz. Sofra kültürümüzde, komşuluk ilişkilerimizde, düğünlerimizde, cenaze geleneklerimizde ve sözlü kültürümüzde kadim Anadolu’dan gelen çok güçlü unsurlar bulunuyor.

Bununla beraber hız, tüketim ve kontrolsüz yapılaşma bizi yaşadığımız coğrafyanın hafızasından uzaklaştırıyor. Kadim insan doğayı fethedilecek bir düşman olarak görmüyordu. Hayatını doğanın ritmine göre düzenliyordu. Biz bugün teknolojik olarak ona kıyasla çok ilerideyiz, fakat yaşadığımız yere aidiyet konusunda zaman zaman ondan geriye düşüyoruz.

Görsel

Kadim kültürle bağ kurmak, geçmişi romantikleştirmek değildir. Geçmişin deneyiminden bugünün sorunları için düşünce üretmektir.

“YAPAY ZEKÂ BİLGİ AKTARABİLİR AMA REHBERLİĞİN RUHU OLAN O GERÇEK İNSAN ETKİLEŞİMİNİ DOSTLUĞU VE MERAKI ASLA YAŞAYAMAZ.”

5. Yapay zekâ bir rehberin insan ruhunu ve anlatım heyecanını taklit edebilir mi?

-Yapay zekâ bugün rota hazırlayabilir, tarihî bilgi verebilir, metinleri çevirebilir ve müzeleri seslendirebilir. Hatta bir insan telefonunu karşısındaki anıta tutup, “Burayı bana bir tarihçi rehber gibi anlat” dediğinde oldukça kapsamlı bilgi alabilir. Bilgiye ulaşmak açısından artık büyük bir sorun yok.

Fakat insanlar rehberden bilgi vermesinden çok daha fazlasını bekliyor. Asıl kıymetli olan, rehber ile ziyaretçi arasında kurulan insani ilişkidir. Birlikte yemek yerler, sohbet ederler, birbirlerine sorular sorarlar. Ziyaretçi rehberi gözlemler; onun davranışlarından, düşüncelerinden ve günlük hayatından ülkenin insanlarını tanımaya çalışır. Kendi kültürünü anlatır, kendi hayatından bir şeyler paylaşmak ister.

Bu karşılaşma sırasında iki taraf da birbirinden bir şey öğrenir. Bir geziyi unutulmaz yapan, çoğu zaman verilen bilgilerden çok kurulan bağdır. Yapay zekâ bilgi aktarabilir ve insan sesini taklit edebilir; fakat karşılıklı merakı, dostluğu, duyguyu ve gerçek bir insan etkileşimini yaşayamaz.

Bu nedenle yapay zekânın iyi bir rehberin yerini alacağını düşünmüyorum. Rehberin kullanabileceği çok güçlü bir araç olabilir. Ancak rehberliğin ruhu, insanın insanla kurduğu ilişkide yaşamaya devam edecektir.

“BEŞ GÜNDE ON ŞEHİR GÖRMEK YERİNE, İKİ GÜN BOYUNCA BİR ŞEHRİ YÜRÜYEREK ANLAMAK ÇOK DAHA DEĞERLİDİR.”

6. Ekonomik şartlar nedeniyle seyahat edemeyen gençlere nasıl bir yöntem önerirsiniz?

-Gençlere öncelikle Türkiye’yi bir defada gezmeye çalışmamalarını öneririm. Türkiye, hızla tüketilecek bir kontrol listesi değildir. Katman katman okunması gereken büyük bir kitaptır.

İnsanlar işe yaşadıkları şehrin çevresinden başlayabilir. Önce 100 veya 200 kilometrelik bir çember çizsinler. O bölgede hangi antik kentlerin, tarihî kasabaların, köylerin, müzelerin ve doğal alanların bulunduğunu araştırsınlar. Her gezi için tek bir tema belirlesinler. Bir hafta sonu Roma yollarını, başka bir hafta sonu Selçuklu yapılarını, yerel yemekleri veya Kurtuluş Savaşı’nın izlerini takip edebilirler.

Örneğin İstanbul’dan başlayan bir genç, İznik, Bursa, Çanakkale, Bergama ve İzmir yönünde ilerleyen bir kültür rotasını birkaç ayrı yolculuğa bölebilir. Toplu taşıma, yürüyüş, sezon dışı seyahat, öğrenci konaklama seçenekleri ve yerel lokantalar maliyeti önemli ölçüde azaltır. Beş günde on şehir görmek yerine, iki gün boyunca bir şehri yürüyerek anlamak çok daha değerlidir.

Yanlarına küçük bir defter almalarını da öneririm. Gördükleri yapının fotoğrafını çekip geçmesinler. Bir insanla konuşsunlar, bir yerel kelime öğrensinler, bir yemek tatsınlar ve o yer hakkında bir soru yazsınlar. Keşif, gidilen kilometreyle değil, kurulan bağın derinliğiyle ölçülür.

7. Bizans dehlizleri ve saray kalıntıları neden gün yüzüne çıkarılamıyor?

-İstanbul’da antik şehrin üzerinde yaşayan başka bir şehir bulunuyor. Pek çok kalıntı apartmanların, dükkânların, yolların, kamu binalarının ve aktif altyapı sistemlerinin altında yer alıyor. Dolayısıyla mesele birkaç işçi gönderip toprağı kazmaktan ibaret değildir.

Bir kalıntı bulunduğunda mülkiyet, bina güvenliği, deprem riski, yer altı suyu, kanalizasyon ve ulaşım sistemleri gibi birçok konu aynı anda değerlendirilmek zorundadır. Kazı yapmak başlangıçtır. Buluntuyu belgelemek, sağlamlaştırmak, nemden korumak, ziyaretçi güvenliğini sağlamak ve yıllarca bakımını üstlenmek gerekir. Açığa çıkarılan bir yapı doğru korunamazsa kısa sürede zarar görebilir.

UNESCO da İstanbul’un tarihî alanlarında yoğun yapılaşma, nüfus baskısı ve kontrolsüz kentleşmenin kültürel miras üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. İstanbul’un Bizans sarnıçları üzerine yapılan araştırmalar, bilinen yapıların yanında modern inşaatlar sırasında ortaya çıkmış ve yeterince incelenememiş çok sayıda yapının bulunduğunu gösteriyor.

İhtiyacımız olan şey, bütüncül bir İstanbul yer altı mirası envanteridir. Bu yapılar üç boyutlu olarak belgelenmeli, kurumlar arasında ortak bir veri tabanı oluşturulmalı ve güvenli olan mekânlar aşamalı biçimde ziyarete açılmalıdır. Arkeoloji bir gösteri değil, uzun soluklu bir sorumluluktur.

“ANLATILAN EN YAYGIN ŞEHİR EFSANELERİNDEN BİRİ, AYASOFYANIN ALTINDA BAŞLAYAN BİR TÜNELİN, DENİZİN ALTINDAN GEÇEREK KIZ KULESİNE, HATTA ADALAR’A KADAR UZANDIĞI İDDİASIDIR.”

Görsel

8. İnsanımızın doğru sandığı en büyük tarihî şehir efsanesi nedir?

En yaygın şehir efsanelerinden biri, Ayasofya’nın altından başlayan bir tünelin denizin altından geçerek Kız Kulesi’ne, hatta Adalar’a kadar uzandığı iddiasıdır. Ayasofya’nın altında gerçek tüneller, su kanalları, mahzenler ve havalandırma yapıları bulunuyor. Fakat bunların Kız Kulesi’ne veya Adalar’a uzandığını gösteren herhangi bir bilimsel bulgu yoktur. Ayasofya’nın yer altı yapılarını araştıran uzmanlar da bu iddiaları açıkça şehir efsanesi olarak nitelendiriyor.

Bu tür efsanelerin ortaya çıkmasının anlaşılır bir nedeni var. İnsanlar yer altında gerçek bir kanal görünce, onun şehrin başka bir ucuna kadar devam ettiğini hayal ediyor. Zamanla su kanalı gizli geçide, servis koridoru kaçış tüneline, küçük bir mahzen de hazine odasına dönüşüyor.

Gerçek tarih aslında efsaneden çok daha etkileyicidir. O dar kanalları yapan mühendislik bilgisi, suyun kilometrelerce uzaktan getirilmesi ve devasa bir şehrin yüzyıllarca yaşatılması zaten başlı başına olağanüstü bir hikâyedir.

Bilmediğimiz bir konuda tahminleri gerçek gibi anlatmamalıyız.

-Bu kıymetli röportaj adına çok teşekkür ederim.

-Ben teşekkür eder, kıymetli okuyucularımıza kültürel mirasımıza sahip çıkacağımız bol keşifli ve keyifli günler dilerim…

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

kars

Puan Durumu

 OGBMAYAVP
1.AMED SPORTİF FAALİYETLER00000000
2.BEŞİKTAŞ A.Ş.00000000
3.CORENDON ALANYASPOR00000000
4.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.00000000
5.ÇORUM FK00000000
6.ERZURUMSPOR FK00000000
7.EYÜPSPOR00000000
8.FENERBAHÇE A.Ş.00000000
9.GALATASARAY A.Ş.00000000
10.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.00000000
11.GENÇLERBİRLİĞİ00000000
12.GÖZTEPE A.Ş.00000000
13.İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK00000000
14.KASIMPAŞA A.Ş.00000000
15.KOCAELİSPOR00000000
16.KONYASPOR00000000
17.SAMSUNSPOR A.Ş.00000000
18.TRABZONSPOR A.Ş.00000000

Reklam

kars

Kemalpasa Nöbetçi Eczaneler

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği